Average Bufph Rating: 4.0 / 5.0
Orhan Pamuk
1986
Orhan Pamuk’un Beyaz Kalesi, beni her okuduğumda yeniden şaşırtan o ince kimlik oyununun içine çekiyor. Batılı köle ile Osmanlı âlimi arasındaki o tuhaf, giderek bulanıklaşan ilişki, aslında hepimizin içinde taşıdığı “öteki” ile hesaplaşma hâli gibi. Pamuk’un dili hem mesafeli hem büyüleyici; İstanbul’un sisli, tarihle ağırlaşmış atmosferini öyle bir kuruyor ki, zamanın akışı sanki gevşiyor. Bir mimar olarak mekânın metindeki varlığına çok dikkat ederim ve Pamuk’un şehir anlatısı burada da adeta zihinsel bir labirent yaratıyor.
Romanın en sevdiğim yanı, kesin cevaplar sunmaması. Kimin kim olduğunu, kimliğin nerede başlayıp nerede bittiğini sorgularken kendimi sürekli aynalara bakar gibi hissediyorum. Bu belirsizlik, bana göre, eserin sanatsal gücünün tam kalbinde. Beyaz Kale, sadece bir hikâye anlatmıyor; zihnimizdeki sınırları, benlik algımızı ve kültürel yankılarımızı da hafiften dürtüyor. Kitabı bitirdikten sonra bile bir süre insanı takip eden o düşünsel titreşimler… tam da edebiyatın iyi yapması gereken şey.